The Tiger and the Snow (2005)

It was my fault for not telling the story properly,
for not making her feel what I’d felt.

Siteye çoğu zaman gelişi güzel seçtiğim filmleri yazıyorum, bazenleri de bir amacım oluyor; bir konuda yapılmış bütün filmleri ele almak gibi. Ama en sevdiğim filmler sorulduğunda bunların çok azını uykulukuytu’ya yazdığımı söylüyorum genelde.

Peki niye?

Sanırım o filmlere mesafeli duruşum bozulacak ve kişiliğim kolay anlaşılır hale gelecek korkumdan olsa gerek.

Evet, yukarıda yazdığım sebeplerden ötürü, beni çok etkileyen, “benim filmlerim” dediğim filmleri yazmaktan kaçındım hep. Şimdi bu geleneği bozuyorum ve “Tüm zamanlar en iyi filmlerim” bölümüne geçiyorum. Aklımda bir ton film olmasına rağmen, uyurum kalırım bir yerlerde ve proje sonlanamaz diye burada kesin bir söz vermiyorum. Elimden geldiğince yazacağımı söylüyorum. Ve ilk filmim de The Tiger and the Snow olacak.

Peki neden bu film? Çünkü sıcak samimi ve saf sevgi. Önceliği tabi ki insana umut veren saf sevgi bir film almalıydı.

Filmde Attilio’yu canlandıran ve filmi yazan-yöneten (yerinde duramayan) Roberto Benigni’yi La Vita é Bella (Life is Beautiful [Hayat Güzeldir]) ile hatırlayacağız. O filmde nasıl ki Yahudi toplama kampında oğluna olan biteni hissettirmemek üzere taklalar atan bir babayı canlandırıyorsa, burada da Irak savaşında yara alan, sevdiği kadının hayatını güzelleştirmeye çalışan vefakar platonik aşkı oynuyor.

Peki neler yapıyor Attilio?

Bir kere her ne yaparsa yapsın bunu elinden geldiğince gizli yapmaya çalışıyor. Yani, ben seni sevdiğim için bak bunları yaptım tutumu hiç yok. Bir şeyler ortaya çıktığında da sorumluluğu üstüne alıyor tabi ki.

Film şair olan Atillio’nun bir rüyasıyla başlıyor. Bu rüyada Atillio aynı kadınla evlenmek üzere fakat kıyafeti tam değil, arabası yanlış yere park edilmiş ama arka fonda Tom Waits ve güzel şarkısı You can never hold back Spring çalmakta. Rüyayı çok sevdiğinden olsa gerek bu rüyayı uzata uzata, bazı değişikliklerle her gün görür hale gelmiş. Hatta bir seferinde bir arkadaşının yetişkin rüyaları üzerine Freud’dan esinlenerek yaptığı çıkarım sonucu sevdiğimiz insanları hayvan kılığında görürüz söylemine istinaden, sevdiği kadını kanguru şeklinde görür hale geliyor.

Bütün filmin yukardaki rüya sekansı gibi bir takım aksilikler ve iyileştirmeler üzerine kurulu olduğunu söylesem, daha önce bahsettiklerimle birlikte yan yana koyulduğunda yazının haddini çok aşmamış olurum sanırım.

Aslında, kısaca güzel vakit geçirmek istiyorsanız izleyin desem ;)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.