One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975)

The best thing we can do is go on with our daily routine.

Film Türkçe’ye Guguk Kuşu olarak çevrilmiş. Aslında “cuckoo”nun Guguk Kuşu olduğu kadar deli anlamı da mevcut. Ve “nest”de guguk kuşları için özel bir anlama sahip. Guguk kuşları yumurtlayacakları zaman başka kuşların halihazırdaki yuvalarını kullanırlarmış. İçlerinde başka yavrular ya da yumurtalar varsa onları aşağı atarlarmış. Bu durumda film; ait olunmayan bir yuvadan uçan bir deli anlamına da gelebiliyor.

One Flew over Cucoo’s Nest’i Ken Kesey 1962 yılında yazmış. 1975 yılında ise Milos Forman tarafından filme alınmış. Filmle kitap arasındaki en büyük fark; kitabın, karakterlerden biri olan Kızılderili liderinin ağzından anlatılıyor olmasıymış.

Film o sene 9 dalda Oscar’a aday olup, 5 büyükleri (en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi erkek oyuncu, en iyi kadın oyuncu) almış.

Peki ya konu?

Temelde işlediği bir suç yüzünden hapse atılacakken daha kolay olacağını düşündüğü akıl hastanesine gelerek burada dikkatleri üzerine çeken McMurphy’nin hikayesi iken, özelde akıl hastanesindeki olumsuz hayat koşullarını da birlikte veriyor film. Konu böyle olunca da izleyiciye birden fazla şeyi sorgulatma fırsatı doğuruyor. Örneğin McMurphy gerçekten deli mi ya da hastalara uygulanan yöntemler doğru mu gibi.

Film boyunca akıllara yerleşen, oraya bir suçtan kurtulmak üzere gelmiş olan McMurphy’nin aslında deli olmadığı, bu yüzden de çevresini çok iyi gözlemleyerek kısa sürede grubun lideri konumuna yükseldiği oluyor. Filmin kendi içinde sisteme getirdiği eleştiriyi McMurphy üzerinden alaşağı ediyor olması işte bu yüzden. Orada olmayan özgürlükleri sağlayan, içeri kadın ve alkol sokan, ilaç kullanımını sekteye uğratan hep aynı kişi olunca filmin sonunda onu sisteme uydurmak kaçınılmaz oluyor. İşte bu noktada, baştan beri McMurphy ile özdeşleşen seyirci de ezilmiş ve sisteme uydurulmuş olarak içten içe sinir olma duygusu yaşıyor.

Bir diğer durum da hemşire Ratched’in kalpsiz duruşu. Soğuk kişiliği ve sert mizacıyla, işini olması gerektiği gibi (!) yapan hemşire Ratched, hastalara olan bitenden gizli bir haz duyuyormuş gibi oluşuyla önyargıları üstüne çekiyor. O kadar ki, yıllar önce bir yerlerde, canlandırdığı bu karakterin peşini bırakmadığını, Oscar’ını alıp inzivaya çekildiğini okumuştum.

Peki doğru olan nedir? Hasta olup düzene karşı çıkmak mı gerekir ya da hasta olmadan hastaların arasında yer almak uygun mudur?
Cevabı birbirinin içinde olan ki soru sordum. Şayet hasta değilseniz, var olan sistem sizi rahatsız edecektir ve çıkış yolları arayacaksınızdır. Ama hasta olup da çıkış yolu arar hale gelmişseniz, bu henüz hastalığınızı kabüle geçmediğiniz anlamına gelecektir.

Sonuçta yukarda tartışmaya açtığım başlıklar sadece film gerçekliği diyebileceğimiz şeyler. Gerçek hayatta mutlaka hasta olmayan insanlar hastaların yanına sızıyordur fakat kahramanlaştırılıkları pek az görülür bir şeydir. Olsa da beyinlerinin daha çoğunu kullanabildikleri için olacaktır bu. Ama bu fazla beyin kullanma reel kişiler arasında prim yapmayacağı için yine 1-0 yenik ayrılacaklardır.

Film dram türünde olmasına rağmen, gerilim dozu yüksek sahneler mevcut. Akılda kalan çokça sahnesi mevcut olan üzücü bir film diyebiliriz. Ayrıca Danny Devito, Christopher Lloyd ve Brad Dourif’in akıl hastalarını canlandırdıkları küçük rolleri de mevcut.

Not: Filmle çok sevdiğim Sucker Punch arasında paralellikler kurdum özellikle içerden bir bakış olunca. Ama ben artık özdeşleşip o kadar içerden yazamıyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.