Batman & Robin (1997)

I hate it when they talk during the movie.

Tam burada Batman’in sinemadaki macerasını bir hatırlamakta fayda var. İlk önce 1943 ve 1949’da 15’er bölümlük iki Batman filminde bol bol dayak yiyen bir süper-kahraman olarak karşımıza çıkmıştı. Daha sonra 1966’da komikleşirken; 1989 ve 1992 filmlerinde Tim Burton’ın elinde biraz derlenip toplanıp karanlık bir Gotham şehrinde boy göstermişti. Şimdi ise Schumacher’in görüş açısı ile çekilmiş 1995’den sonraki ikinci filmle karşımızda.

Tim Burton öncesi çekilmiş filmleri saymazsak her film bize yeni karakterleri tanıtıyor. Bu karakterlerden bazıları Batman’in ezeli düşmanları olan Penguen, İki-yüzlü, Bulmacacı, Joker ve Kedi Kadın (?) iken; Batman & Robin’de Mr. Freeze (Arnold Schwarzenegger), Bane ve Zehirli Sarmaşık (Uma Thurman) oluyor. Benim önem verdiğim, karakterin geçmişi hakkındaki bilgi bu filmde Zehirli Sarmaşık (?) ve Mr. Freeze için verilirken; çok önemli bir kötücül karakter olduğunu düşündüğüm Bane atlanıyor. Atlanıyor atlanmasına da, Bane sanki kendi aklı yokmuşcasına oradan oraya itilen bir tip olarak veriliyor. Bu konuda Bane’in geçmişi ile ilgili filmde olmayan kısa bir bilgi vermeyi gerekli gördüm. Bu daha sonra Nolan filminde de işimize yarayacak.

Bane bir hapishanede doğmuş, korkularıyla yüzleşmeye çalışırken yarasa korkusunu keşfetmiş, büyüyünce de Venom zehiriyle güçlenerek yarasaya benzediği için Batman’in peşine düşen kötü bir karakter. Aslında çizgi romanda Batman’in en büyük düşmanı çünkü Knightfall isimli bölümde Batman’i kırıyordu. Kırıyordu demek belini ortadan ikiye kırıp sakat bırakıyordu. Bunca gelişken bir karakterin Zehirli Sarmaşığın kölesi gibi dolaşması pek olmamış. Kaldı ki filmde Bane konuşmasını bile beceremeyen bir tip olarak verilyor. Gerçekte Bane, çok kitap okumuş, çok dil bilen ve bir çok öğretiyi kendi kendine öğrenmiş biridir. Böyle bir karakteri, nasıl filmdeki hale soktular hiç anlamış değilim.

Kötü karakterlerin karşısına, Batman ve Robin’in yanına bu filmle eklenen Batgirl’den de bahsetmeden geçmek olmaz. Gerçek ismi Barbara Wilson olan Batgirl; her ne kadar çizgi romanda bu şekilde olmasa da; Bruce Wayne’in uşağı Alfred’in yeğeni. Ve çabucacık adapte olup Batgirl’e dönüşüp, Batman ve Robin ile birlikte kötülere karşı savaşıyor. Kötüler kötüler diyip duruyrum da, henüz ne yaptıklarını söylemedim.

Batman ve Robin; kıyafetine enerji desteği için şehrin elmaslarını çalan, şimdinin kötüsü, eskinin bilim adamı Mr. Freeze’i yakalamaya çalışırken, kimyasal bir kaza sonucu bitkileri kontrol etmeye başlayan Dr. Pamela Isley (Zehirli Sarmaşık) ile karşılaşır. Güçlerini birleştiren bu iki kötücül karaktere Bane’in de eklenmesiyle Gotham şehrinde terör esmeye başlayacaktır. Önce Gotham’ı sonra dünyayı dondurmak isteyen Mr. Freeze’e, insanları zehirleyebilen Zehirli Sarmaşık da dünyayı baştan yeşile büründürme hayali ile destek verecektir. Ne denilirse onu yapan Bane ise ikilinin korku saçmasına yardım edecektir. Bu üçlünün karşılarında Batman, Robin ve Batgirl’ü bulmaları ise gecikmeyecektir.

Batman & Robin, Batman Forever’a göre daha karanlık bir film olmuş. Bence bu iyi yanı. Hatta futuristik mekanların yanında zamanı olmayan kıyafetler de kullanılmış. Gerçek olmayan Gotham şehrinin kendi kuralları olması gerektiğini düşündüğüm için bu kısımları beğendim. Gotham’ın kendi kuralları var evet. Gotham her şeyden önce Batman’in şehri. Bunu biz biliyoruz da kötüler de biliyor. Yani aslında kötüler Batman orada olduğu için Gotham’a gidiyor. Onu alt edersek en güçlü biz oluruz düşüncesi bu. Bu bütün filmlerde ve çizgi romanlarda böyle. Buradan besleniyor Batman’ler. Ama işte sadece bunu konuya dahil etmek yetmiyor. Batman & Robin’de bir şeyler çok eksik kalmış. İlk filmde Batman’i oynayan Val Kilmer gitmiş, yerine George Clooney gelmiş ama bu bile filmi kurtarmaya yetmemiş. Oyuncular sanki replikleri ilk kez okuyormuşcasına kasılmış. Bir takım mantık hatalarının yanına filmdeki mantıksızlıklar da eklenince ortaya böyle bir film çıkmış. Neyse ki Schumacher’in elinden Batman filmleri alınmış da bir süper kahramanı bitirmeye niyet etmiş gibi duran bu filmler nihayete ermiş.

Bu yazıyı yazarken aklımda hep önceki filmlerle kıyaslamak ve çizgi romanla benzerliklerini bulmak vardı. Sonra dedim ki kendi kendime, hiç kıyaslama hiç de benzerlik arama. Ama illa ki bir yere koyacaksan da 1966 yapımı camp Batman’in yanına iliştiriver gitsin. Böylece kafanı çok da fazla yormamış olursun.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.