Batman Returns (1992)

Me-ow!

Batman kimdir, nedir biliyoruz artık; kötülere savaş açan, iyilerin dostu bir süper-kahraman. Diğer süper-kahramanlardan farkı, bu özelliğini para ve teknolojinin gücünü kullanarak elde etmesi. Aynı şekilde bundan yararlanan kötüler de var tabi ki ama onlar da süper-kötü olmaktan öteye geçemiyor. Haliyle Batman kıskanılıyor ve hep kötülerin hedef tahtası oluyor.

Batman tüm mücadeleleri veriyor ve hep de sonda kazanıyor. Peki o zaman biz niye izliyoruz bu filmleri, ya da niye okuyoruz çizgi romanları? Çünkü Batman değişmiyor olabilir ama her seferinde karşısında yer alan başka karakterleri tanıyoruz. Bu filmde de bu tanıma giren iki yeni karakter mevcut. Çizgi roman okuyanların yakından tanıyabileceği Penguen ve Kedi Kadın.

Penguen’i Danny DeVito canlandırırken, Kedi Kadın’a dünya güzeli Michelle Pfeiffer can veriyor. Can veriyor dedim de, kedi ve can aklınıza ne getiriyorsa bu Kedi Kadın için geçerli.

Konuya bakacak olursak:
Bir takım deformasyonlarla doğan Penguen ailesi tarafından bir sepetin içinde nehre bırakılarak terk edilir. Uzun bir yolculuk sonucu yeraltı dehlizlerine ulaşan Penguen burada gerçek penguenlerle birlikte büyür. 33 sene sonra derinlerden yüzeye çıkacak ve hem ailesini arayacak hem de intikam almaya çalışacaktır.

Selina Kyle (Michelle Pfeiffer) Max Schreck (Christopher Walken) isimli zengin iş adamının sekreteridir. Max’in çevirdiği gizli işleri öğrendiğini itiraf ettiği gece Max tarafından camdan aşağıya atılır ve onlarca kedi tarafından tekrar hayata Kedi Kadın olarak döndürülür.

Güçlü iş adamı Max Schreck ile işbirliğine giden Penguen, Belediye Başkanlığına adaylığını koymaya karar verir. Geriye tek bir şey kalmıştır, halkın kahramanı Batman’i gözden düşürmek. İşte bu noktada Penguen Kedi Kadın’dan yardım alır.

Filmi 1989 tarihli Batman’in yönetmeni Tim Burton yönetmiş yine. Ve yine aynı karanlık-masalsı dünyayı korumuş. Belki Penguen ve Kedi Kadın’ın hikayesini anlatacağım diye çok vakit harcamış olabilir ama harala gürele tanımadığımız kötülere savaş açmasından iyidir. Batman’de aslında benim en sevdiğim durum bu. Ne iyiler tam iyi, ne kötüler tam kötü durumu. Bu şu demek, karakterlerin geçmişleri ve zaafları da birlikte verildiği için, olası yapacakları sizi şaşırtmıyor. Yani bazen bir acıma, bazen bir kendini haklı çıkarma durumu söz konusu olabiliyor. O bunu niye yaptının cevabını izleyiciler-okuyucular kolaylıkla bulabiliyor. Bir de yaratılmış bu dünyalar bizim dünyamız gibi olmadığı için belki çok sorgulanmıyor.

Batman Returns’e ikinci film diyeceğim ve bu ikinci film bana daha karanlık geldi. Daha çok ölüm daha çok şiddetin yanısıra mizah tarafı da ilk filme nazaran düşüktü. Bir devam filmi olduğu her halinden anlaşılan film gene Tim Burton’ın ilk filmde yarattığı dünyanın içinde geçmekteydi. İşte bu sebeple bu filmden sonra çekilen filmlerin bu ikilinin devamı niteliğinde olmayacağını, bu atmosferi yakalayamayacaklarını düşünüyorum.

Batman 1989’da yazmayı unuttuğum, her iki filmin müziklerinin de  Tim Burton projelerinde sıkça rastladığımız Danny Elfman tarafından yapıldığı, ve o karanlık dünyaya işitsel olarak da katılmamızı sağladığıydı.
Batman ve Batman Returns ayrılmaz ikili. Birini seyredip diğerini seyretmemek olmaz. Benim şu ana kadar ki favorim Batman 1989.

One thought on “Batman Returns (1992)

  1. […] filmleri saymazsak, Batman Tim Burton filmleri ile başladı diyebiliriz. Tim Burton’ın 89 ve 92 yılında çektiği iki filmin ardından Schumacher 95 ve 97 yıllarında Batman’in şanına […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.