Mad Love (1995)

I’m a triplet, actually. Well, nobody else knows but me.

Casey: Tamam, sıradaki şarkı westernse kuzeye gidiyoruz, rock ise güneye. Sıradaki şarkıyı kız söylüyorsa batıya, erkek söylüyorsa doğuya gidiyoruz.
Herkes böyle değil midir? Yani çoğu zaman seçimlerimi böyle basit tekniklerle yaptığım için herkes de böyle yapar diye düşünmüşümdür. Bu filmde bu özellik bir bipoların taktiklerinden biri olarak veriliyor. İlginç.

Filmimiz Seattle’a yeni taşınan Casey’nin (Drew Barrymore), Matt’in (Chris O’Donnell) dikkatini çekmesiyle başlar. Bir lise öğrencisi olan Matt, aynı okula gelen Casey’i gördüğü andan itibaren ona yaklaşmanın yolunu arar. Göl üzerindeki karşılıklı evlerinden Casey’i teleskopuyla izlemeye başlar. Ve bir gün posta kutusuna konser bileti bırakarak ilk adımı atar. İkili buluşur ve bir süre sonra ilişkileri başlar. Annesi olmayan Matt 9 yaşındaki ikiz kardeşleri ve babası ile birlikte yaşamaktadır. Casey ise tek çocuktur ve biraz da sorumsuz görünmektedir. Casey’ nin deli dolu halleri ve çılgınlıkları Matt’i etkilemiştir. Bir gün Matt sınavdayken yangın alarmını çalarak okulu boşatan ve Matt’e kavuşan Casey ceza alır ve o gece intahara teşebbüs eder. Bu olaydan sonra hastaneye yatırılan Casey’nin neyi olduğunu tam olarak bilmeden Matt onu bu ortamdan kaçıracak ve ikili birbirlerini tanıyacakları bir yola çıkacaktır.

Filmin ismi Mad Love. Öyle bilmeden bakınca çılgın aşık anlamına da gelebiliyor iken filmdeki haliye ciddi bir rahatsızlığı işliyor aslında. Belki de çekildiği yıllarda genç izleyici kitlesi de düşünülerek bu isim koyuldu. Ben de küçük yaşımda izlediğimi hatırlıyorum fakat sadece arada Casey’in ağlama krizleri kalmış aklımda gerisi çok cesur bir sevgili imgesi. Cesur dedim evet, okuyup araştırdığım kadarıyla, bipolarların geçmişleri ile ilgili ortak bilgi olarak geçiyor cesurluk. Yazan da tam olarak şöyleydi hatta, bu hastaların çocukluğu ile ilgili benzerlik oldukça cesur çocuklar oldukları yönündedir. Casey de oldukça cesur. Ve hatta yukarıda filmden kestiğim resimde Matt’in gözlerini kapatarak araba kullanmasını sağlıyordu.

Bir de Mad Love diyince bir aşk hikayesi gibi duruyor. Evet ortada bir aşk var doğru, ama hastalık kısmı daha çok gençlikte yapılan çılgınlıklar gibi. Yani biz Casey’i – onun inişlerini çıkışlarını – görüyöruz evet ama ağırlık Matt’in olgunluğu ve daha da olgunlaşması üzerine. Ortada bir hastalık-hasta varsa normal olan tarafa daha büyük sorumluluk düşüyoru güzel vermiş.

Casey’nin atakları, her yerde yazan şekilde. Ama filmin içinde Casey’nin çevresinde olan işaretleri Casey’nin gözünden anlar hale getirilmemiz güzel olmuş. Bir bipoların dikkatini çekebilecek herşey hızla verilip açıklama yapılmaksızın bir sonraki sahneye geçiliyor orada da Casey bir atak geçiriyor oluyor. Parçalar birleşince gündelik herşeyin nasıl bir bipolara uyarıcı olabileceği anlaşılabiliyor.

Ben filmi beğendim. Sadece eğlence amaçlı yapılmamış ve hastalığın ciddiyetini de yansıtmış buldum. Hala izlememiş olan vardır belki diye filmin sonu ile ilgili pek çok şeyi yazamıyorum.

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.