The Ghost and The Whale (2017)

You’re just lost in your mind

The Ghost and the Whale’in afişine baktığımda ikiye bölünmüş bir resim gördüm. Filmin bipolar üzerine olduğunu bildiğim için bunun bipolarların bölünmüşlüğü gibi olduğu aklıma geldi. Biri gerçek dünya, bir diğeri ise kafanın içinde yaratılmış olan..

Üstteki resimde bir adam ve arkasını döndüğü tekneler vardı. Adam bize dönüktü. Alttaki resimde, ki kapladığı alan daha fazlaydı, bize arkası dönük denizin içinde bir balina kuyruğu suyun üstünde ve ona doğru bakan bir adam vardı. Kendi kendime dedim ki, gerçek dünyaya sırtını dönmüş ve iceberg gibi duran balinaya doğru giden, korkularıyla yüzleşecek bir adam var.

Buraya kadar güzel, sonra film başladı. Oyuncu isimlerinin sonunda Tippi Hedren’ı görünce bir ne oluyor dedim. Kendisini Alfred Hitchcock’un The Birds’ünden beri çok severim. Ve hatta uzun süre onun fotoğrafını kendime avatar olarak kullandım. Ve filmin başlarında, kasabaya yeni gelen bir gazetecinin kafasının üstünde kargaların uçmasıyla Tippi Hedren gözüktü. Kargalardan birinin adamın kafasını çizmesiyle birlikte Tippi: “Bir cinayet var, kargaların cinayeti, iyi şanslar sana” diyor, the Birds’deki ismi Melanie’yle ve yine the Birds’ün geçtiği kasaba olan Bodega Bay’de.

Filmin başında Edgar Allan Poe’nun “güzel bir kadının ölümü”nün dünyadaki en şiirsel konu” olduğunun alıntılanması, yine film içinde ölen kadının / eşin isminin Annabelle oluşu ve o kuşlar, filme Edgar Allan Poe, ve özelde iki şiirini de dahil ederek bakmamı sağladı: The Raven ve Annabelle Lee. Ve kendi kendime dedim ki, Hitchcockvari bir evrende Poe’nun dünyasında korkularla yüzleşilecek. Filmi bitirmiş gibi duruyor olabilirim, ama yine de izlemeye devam ettim.

Buyrun:

Filmimiz tıpkı the Birds gibi Bodega Bay’de geçiyor. Bipolar (eski adıyla manik-depressif) duygu durum bozukluğu olan Joseph filmin başında bir balina ile sohbet ediyor. Karısının geçirdiği yat kazasını hatırlamakta zorlanan Joseph’e balina, hatırlamasına yardım edeceğini söylüyor ve filmimiz başlıyor.

Joseph, karısının öldüğü kazayı hatırlayamamasına rağmen kasaba sakinlerinin bir kısmı tarafından suçlanmaktadır ve hatta karısının akrabaları tarafından katil olduğu düşünülmektedir. Daha sonra hatırlamaz fakat bir gün bir gazeteciden olayı çözmesi için yardım istemiştir. Ve o gazeteci o kasabaya gelir, olayı araştırmaya başlar. Bu arada Joseph’le ilgilenmeye başlayan yeni bir eczacı kadın vardır. Joseph’in atak geçirdiğini anlamış ve ilaçlar getirerek ona yardım etmeye çalışmaktadır. Daha sonradan öğrendiğimize göre bu kadın da bir bipolardır ve o yüzden Joseph’e yaklaşmıştır. Joseph’in hayatı Annabelle’in erkek kardeşinin hapishaneden çıkmasıyla ve Bodega Bay’e gelmesiyle kabusa dönecektir.

Filmin özetini elimden geldiğince yorum katmadan yaptım. Ve hatta Annbelle’in kardeşinin neden Joseph’in hayatını kabusa çevirdiği ile ilgili ayakları yere basan bir çıkarım bile yaptım. Joseph’i ortadan kaldırıp sigortadan para almak gibi. Ama çok bence durum böyle değil. Şimdi filmi baştan anlatıyorum.

Joseph balinayla /iç sesiyle /Poe’nun raven’ıyla konuşmaktadır. İç ses ona hatırlayamadığı gerçekleri göstereceğini söyler. Bu gerçekler yarattığı bir dünyanın gerçekleri de olabilir tabi. Poe’nun Annabelle’i şiirde nasıl elinden alındıysa, Joseph’in Annabelle’i de öylece elinden alınmıştır. Ve akrabaları ortaya çıkmıştır (Tüm bunlar şiirde var). Yüzleştikçe yeni insanlar yaratır Joseph. Bir başka yaralı, tıpkı the Birds’ten kalan Melanie gibi, bir başka bipolar onun sağ duyusu gibidir. Dedektif ise onun araştırdıkça zarar gören yanıdır. İş öyle bir noktaya gelir ki, Joseph hariç herkes fiziksel zarar görür. Ve filmin sonunda o herkesi kıyıda bırakan Joseph korktuğu denize doğru, balinasına gider. Bu son işte düz bakılırsa intihar gibi düşünülebilir. Ama bütün filme bir iç hesaplaşma diye bakılacak olursa, bu son Joseph’in korkularıyla yüzleşmesidir. Joseph’in yarattığı dünyanın gerçekleri o kadar ağırlaşmıştır ki, artık kendi korkularına adım atmaktadır ve bu da oldukça zordur. Balina’ya, Raven’a ya da Annabelle’e deoğru adım atar Joseph. Ben tam da burada Raven’ın her soruya verdiği cevap olan “Nevermore”’u hatırladım. O adım bir son değildir, aksine takılıp kaldığı yerden onu çıkaracak ve iyileştirecek bir başlangıçtır. O adım “bir daha asla”dır.

Joseph bunu çözümledi de, bipolarlar için böyle çözümlenmemiş birden fazla konu olabilir; sadece her bir atakta yeni şeyler düşünülüyor olabilir ama şunu unutmamak gerekir ki, ne kadar ağır olursa olsun, tüm o ataklar belli süre içinde bitecek ve her şey eski haline dönecek. Bu durumda yapılması gereken, iç dünyada fırtınalar kopsa da herhangi bir eyleme geçmemek olacaktır. Bu şekilde kişi hem kendine hem çevresine zarar vermemiş olur.

Şayet film sizi sıktıysa, unutmayın ki bu zihinsel bir hastalık ve tabi ki de zevkli olması beklenemez. Yabancı sitelerdeki yorumlarda gördüğüm kadarıyla, Bipolarlar kendilerini tanıtırken yaşının önüne “tired” ( yorgun) kelimesini ekliyorlar. Tüm bu ataklar ve yaşananlar onları yıpratıyor ve belki sonrasında başka hastalıklar çıkabiliyor. Ama gözlemlediğim; bipolar ailelelerin de kaynak arayışında olduğu, bipolarların da aynı şekilde. Ben elimden geldiğince bu konudaki filmleri yazmaya çalışacağım. Bir hastaya yararım dokunur biliyorum belki bir de anlamak isteyene.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.