Ruby Sparks (2012)

I can make you do anything

because you’re not real.

Paul Dano hakkında ne desem bilmiyorum. Benim gözümde kendine en yakışan rolü Little Miss Sunshine’daki konuşmayan abi rolüydü. O filmdeki tüm hareketlerini, tepkilerini (çığlığını, kafasını arabanın duvarlarına vurmasını) dans edişini ve kardeşiyle konuşmadan anlaşmasını hatırlıyorum. Yolu açık olsun ama sonra oynadığı hiç bir filmden sahne gelmiyor aklıma. Sadece tipini hatırlıyorum. Bu benim için çok kötü. Bir şey oturmuyor bu çocukla kafamda. Ruby Sparks’da gördüğümde gene çok şey bekledim ondan ama hayal kırıklığına uğradım. Belki tüm film boyunca 2 sahne kalacak aklımda. Onlar da şaşırdığı zamanlar. Sanırım donuk çehresiyle sınırlı kaldığında ben uzaklaşıyorum.
Sanki Dano etrafında geçen bir film gibi bu o yüzden oradan başladım. Little Miss Sunshine’ın yönetmenleri (Jonathan Dayton, Valerie Faris) yönetmiş filmi. Bir de gerçek hayatta Paul Dano’nun kız arkadaşı olan Zoe Kazan senaryoyu yazmış ve sevgilisi rolünü oynamış.
Filmin; genç yaşta bir kitap yazan ve sonrasında yazar tıkanıklığı (writer’s block) yaşayan Calvin’in yarattığı karakterin hayatına girmesi gibi ilginç bir konusu var.
Bunun farklı versiyonlarını daha önce de gördük. Bu filmle birlikte aklıma çokça benzer senaryo geldi. İlk gelen 80’lerden Weird Science. Onda iki ergen playboy dergilerinden kestikleri ve birleştirdikleri parçalara benzeyen bir kadın yaratıyordu. Böyle süper seksi bir şey. Ama tabi karakterini belirleyemedikleri için başlarına iş açıyordu diye hatırlıyorum. Yaratma kısmını buna benzettim.
Bir başka sevdiğim film Stranger Than Fiction’la da benzerlik kurdum. Ondaki kahramanımız Harold Crick aslında bir yazarın kaleminden çıkıyormuş ve biz de yazılmış bir karakterin hayatına dahil oluyorduk gibi bir konusu vardı. Harold Crick gerçekten iyi yazılmış bir karakterdi ve belki o taraftan baktığımız için tam özdeşleşme yaşatıyordu. Ve o da yazarıyla tanışarak gerçek dünyaya geçiş yapan kurgusal bir karakterdi.

Bu filmdeki Ruby karakteri de roman yazılırken gerçek dünyaya geçiş yapıyor ve onu yaratan yazarın dünyasına dahil oluyor. Ama onun karakteri, yazarın o an ne istediğine göre belirleniyor. Calvin, Ruby’den sıkılınca istediği gibi değiştirebiliyor. Bu da bana şunu düşündürdü, sevdiğim kitaplarda belirleyici unsurum iyi çizilmiş bir karakterdir. Şayet o karakterin ne yapıp ne yapamayacağını bildiğimi hissedersem okumaya devam ederim. Yani o karakterin sınırlarını bilmekten bahsediyorum. Hemen aklıma gelen bir örneği vereyim, Margaret Mitchell’in Rüzgar Gibi Geçti’sindeki Scarlett karakteri, tüm o eksileriyle birlikte (kötü huyları denilebilir) iyi çizilmişti. Ama romanın devamını yazan Alexandra Ripley’in Scarlett’inde (ki ben daha 16 yaşımdaydım okuduğumda) bir kaç kere “ama Scarlett böyle davranmazdı ki” dediğimi hatırlıyorum. Sınırlarının dışına çıkmıştı ve bende hayal kırıklığı oluşmuştu.
Ruby karakteri ise nötr. Ne yapacağı hiç belli değil. Bu yüzden ondan ziyade yazara bakmamız sağlanıyor. E o tarafta da Paul Dano gibi bir ruhsuz (özür diliyorum ama öyleydi) olunca film vasat kalıyor.
Tüm filmin içinde bir sahne beni çok fazla etkiledi. O da çıldırma anıydı. Dano’nun ikinci şaşırma ifadesini gördüğüm yer. Ve oradan sonra devreye giren özgür irade kısmı da güzeldi. The Invention of Lying’de vardı benzer bir sahne, bankın üzerinde konuşurlarken kıza istese yalan söyleyip bir ömür boyu yanında tutabilecekken bunu yapmıyordu. İşi yine özgür iradeye bırakıyordu.
Bir erkeğin yaratımında bir kadın ve o kadının fiziksel boyutlarıyla oynanmıyor kısmı düşündürücü geldi bana. Her ne kadar Calvin’in abisi sık sık bu yönde (beden ölçüleriyle oynama) teşvik etmeye çalışsa da kardeşini, Calvin o dışı seviyor. Belki yazar olduğundan daha kültürel değişiklikler yapıyor -Fransızca konuşturmak gibi. Bu arada yataktaki ilişkilerinin de Calvin’in istediği doğrultuda olduğunu biliyoruz ama görmüyoruz. Onları da belirlemiş. Oturtturamadığı tek şey kızın karakteri. Ruby ya çok bağımlı oluyor ve bunaltıyor Calvin’i, ya da çok özgür ruhlu. Bir de Calvin’e ayak uydurmak hiç kolay değil, bu da veriliyor. Aslında bir kalıba uyan karakter yazarın kendisi. Onun sınırları çok belli. Filmi izlerken, oturup kendini yazsaymış daha kolay olacakmış bu iş diye düşündüm bir kaç kere.
Uykulu Kuytu Puani: 4Yine de filmin sonunda damakta güzel bir tat kalıyor ve biraz Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ı hatırlatıyor. Ama biraz.
Şayet yukarıda aralara yazdığım filmleri (ek olarak Adaptation) beğendiyseniz bu filmi tavsiye ederim.

Not: Annette Bening ve Antonio Banderas‘ın Meet the Fockers ebeveynleri benzeri rolleri var.

2 thoughts on “Ruby Sparks (2012)

  1. 1

    özledim.

  2. Uykulu Kuytu

    :) ben de

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.