The Reef (2010)

I’m trying to beat the pain,

I guess I make love.

Kendimden çıkıp tarafsız bakamadığım filmler bunlar. Çünkü ortada bana ait bir korku var ve her seferinde oraya bakmam sağlanıyor. O yüzden üzerinde duracağım şeyin, filmden ziyade kendi korkum olacağını belirtmek istiyorum.

Kışa girdik nasıl olsa böyle bir film beni rahatsız edemez diye düşünerek The Reef’i izledim. Ama sanırım bunu hiç unutamayacağım. Çünkü diğer köpekbalıklı filmlerden bir farkı var, bütün film denizin içinde geçiyor. Yani bunların kaçacak yeri yok, savunmasız bir biçimde o suyun içinde bekleme halindeler.

Avustralya açıklarında geçen filmde, tatile giden 3 kişiyle birlikte oranın yerlisi olan iki kişinin tekneyle açılması, teknenin ters dönmesi sonucu denizin ortasında kalmaları, beklemektense yüzerek kıyıya ulaşma çabaları anlatılmakta.

Filmin gerçek bir olaydan esinlenmiş olması bir diğer gerçek olaydan esinlenen Open Water’ı akla getirse ve benzer şekilde açık denizde kalma konusuyla kesişse de, The Reef’i, korkulan şeyin eninde sonunda gerçekleşmesi kısmı o filmden ayırıyor.

Denizden gelebilecek hiç bir tehlikenin gösterilmediği filmin ilk yarısında bile ben bol bol korktum. Çünkü göstermeye gerek yok, öyle açık denizde her an bir şeyin gelebileceğini düşünmek bile yeterince ürpertici. Bu duygumu anlatmam gerekirse; doğaüstü filmlerden alışık olduğumuz, gösterilmeyen ama orada olabileceğini düşündüğümüz şey(ler)in her an çıkabileceği beklentisiyle oluşan ve kendi kendimizi korkutmamıza sebep olan o ilk korkuyla birlikte; North by Northwest’in, açık alanda kaçacak yeri olmayan Roger’a yaşattığı korkunun birleşimini hissettirdi diyebilirim.

Filmin su altı çekimlerinin çok başarılı olduğunu da söylemeliyim. Yani ben korkup kafamı suya daldırdığımda ne kadar bulanık görüyorsam ve görmeye çalışıyorsam aynısı verilmiş. Bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığında ‘görsen ne olacak’ diye de düşünülebilir ama sonuçta bu yaptığımız içgüdüsel bir şeydir.

Piranha ve Shark Night’la birlikte yüksek sesle sorgulamaya başladığım bir korkumu anlamamı sağladığını düşündüğüm bu Avustralya yapımı filmi ayrı bir yere koyuyorum. Galiba film, tüm o deniz altı çekimleriyle birlikte aslında ne kadar küçük olduğumuzu hatırlatıyor. Sanırım beni gerçekten neyin korkuttuğunu buldum şimdi; aslında tüm o köpekbalığı korkumun altında yatan şey gerçekte, büyük bir oluşumun içinde savunmasız olduğumu bilmekmiş.

Uykulu Kuytu Puani: 3Ortada bir korku varsa, yüzleşilmesinden yanayım. Ve bana bu yüzleşmeyi yaşattığı için The Reef’i beğendim. Sanırım bundan sonra izleyeceğim bu türe giren filmlerde artık kendi korkuma bakmadan filme bakabileceğim.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.