The Human Centipede

Human Centipede 1’den daha korkunç bir film varsa o da Human Centipede 2’dir. Korkunç demesem de tiksinç mi desem diye düşünüyorum.

2002 sonlarıydı sanırım, Cannibal Holocaust’u izlemiştim ve çok uzun süre etkisinden kurtulamamıştım. Yıllarca bir daha karşıma çıkar diye korktum durdum, adını bile hatırlamak istemedim. Bu şekilde beni etkileyen bir diğer film de Trouble Every Day olmuştu. Her iki film de insanın gerçek hayata taşıyabileceği korkular yaratmasına mukabil cinsten. Şimdi neden bunları anlatıyorum, Human Centipede’leri izlerken benzer şekilde rahatsız oldum. Ve bu zor katlanılacak sahnelere nasıl oldu da göz kırpmadan bakar hale geldiğimi düşündüm. Öyle değil mi, 10 sene önce film izlerken gözlerini kapatan ben bugün kapatmıyorum. Kapatmıyorum ama korkunç bir şekilde kırılan tırnağımın acısına rağmen daha çok acıması pahasına elimi sıkmaktan da geri kalmadım.

Bazı insanlar için çok rahatsız edicidir kırılan bir tırnak. Onu öyle kanarken kırılan yerden makasla kesmeye çalışırken oynatıp daha çok acımasından korkarsınız ya hani, bir de tırnağın altındaki et iyice açıldığı için makas da yetişmez hani, o zaman işte diğer elinizle acıması pahasına koparmak istersiniz o bölümü, ve o sırada daha çok ayrılır tırnak ve et! İşte tüm bu anlattıklarımı bir çırpıda gözlerinizi karartıp yapmanızı sağlatacak cinsten filmler bunlar. Şayet şimdiye kadar yazılanlardan rahatsız olduysanız daha fazla okumayın çünkü iyi bir şeylerden bahsetmeyeceğim.

The Human Centipede (2009)

Dr.Heiter: How dare you to turn your back on me!

Human Centipede ya da Türkçe ismiyle İnsan Kırkayak’ın konusu; adından da anlaşılabileceği gibi, insanları sıra sıra anüsten ağıza dikerek birleştirmek yoluyla tek bir sindirim sistemiyle farklı bir şey yaratmak üzerine kurulu. Duyunca aklınıza hangi sorular geliyorsa doğrudur. Yani birinin yediği yemeğin dönüşeceği dışkı direk arkadakinin ağzına oradan da bir arkadakinin ağzına gitmek suretiyle hepsinin beslenmesi de tek bir ağızdan sağlanmış olacak mantığında bir şey.

Almanya’da geçen birinci filmde, Alman (!) “mad scientist ” Dr. Heiter’in hayali olan insan kırkayak; gezmeye gelen iki Amerikalı kız arkadaşın dil bilmeyen bir Japon erkeğine birleştirilmesi suretiyle olur. Şehre uzak evinin altında kurduğu labratuvarda  daha önce bu kırkayak yaratma işini 3 tane Rottweiler köpeğini birleştirmek suretiyle denediğini öğrendiğimiz doktor o operasyonunda başarılı olamamış ve köpek kırkayağını kaybetmiştir. Yeni projesi olan insan kırkayak için her olasılığı düşünen doktor, bunu çizimler vasıtasıyla bir ders gibi anlatır. (Burası önemli çünkü ikinci film buradan bağlanacak.) Operasyonları yapan Heiter aslında zamanın saygıdeğer doktorlarındandır. Siyam ikizlerini ameliyatla ayırmada başarılı olduğunu öğrendiğimiz doktorun kendince bazı sebepleri vardır: daha önce uzun yıllar birbirine bitişik canlıları ayıran doktor herhalde bundan sıkılmış olmalı ki bu sefer birleştirmek  istiyor.

O değil de birinci film boyunca bu kırkayak rolünü oynayanlara ne dediler acaba ve o rolü nasıl kabul ettiler diye düşündüm. Yani gelip diyorlar ki, sizi 15 dakika normal göstereceğiz (Japon’a o da yok), sonra ağzınızdan önünüzdeki kıça bağlayacağız ve tüm film öyle devam edeceksiniz.

The Human Centipede (2011)

You can’t do this. It’s a film. The Human Centipede’s a f**king film!

He’s gonna stitch us up. He’s gonna stitch us up arse-to-mouth.

İkinci film birincinin görüntüleriyle başlıyor, şu çıkarımla: gerçek hayatta Human Centipede 1’i izleyen ve beğenen birinin normal olamayacağının altının çizilmesi gibi, başroldeki sorunlu (!) Martin’in filmi hayatının merkezine koyduğunu, bunu bir takıntıya dönüştürdüğünü ve yeni insan kırkayağı yaratacağını öğreniyoruz, hem de daha çok ayaklısını.

Küçük yaşta babasının tacizi-tecavüzü, baskıcı-deli bir anne, fiziksel kusurlar-eksiklikler gibi seri katillerin çoğunda bulunan özellikler Martin için de geçerli. Ve bir de sanki bunlar aramızda yaşıyorlar dercesine düzenli bir işi var Martin’in: otopark görevlisi hem de İngiltere’de! Burası çok önemli çünkü Human Centipede’lere en çok tepki veren ülke orası. Hatta ikinci filmin ülkeye girişini bile bir ara BBFC yasaklamış.

Birinci filmden daha ağır olduğunu belirtmem gerekiyor. Çünkü bu sefer karşımızda işini bilen bir doktor yok.

Martin birinci filmi durmadan izleyen bir seyirci olarak; notlar almış, planlar yapmış hatta direk kırkayak beslemiş biri. Bu arada film boyunca da hiç konuştuğunu duymuyoruz. Tıpkı bazı bilgilerin deneyimsiz ellere geçtiğinde kötü sonuçları olacağının altının çizilmesi gibi, Martin’in hayata geçirmeye çalıştığı insan kırkayak korkunç acılar içinde yaratılıyor ve bir de tabi ki Dr. Heiter’ı mumla aratıyor. Kırkayak yapmanın mantığını anlamış gibi gözükse de, insanın kırılgan yapısını hesaba kesinlikle katmıyor ve ortaya maksimum kan ve pislik içeren bir film çıkıyor.

Bu söyleyeceğim iyi mi kötü mü bilemedim ama film siyah beyaz. Aslında renkli çekilip sonra siyah beyaza dönüştürülmüş. Burada üzerinde duracağım bir ayrıntı olacak. Ben bu siyah beyaz filmlerde renk kullanımına Schindler’in Listesi’nden beri dikkat ederim. O filmde bir kaç yerde kullanılmasına rağmen, kırmızı paltolu kız çocuğunun gözüktüğü sahne beynime yer etmiş. Bunu anlatmamın sebebi, yönetmenin şayet bir şeye dikkat çekmek istiyorsa renk kullanacağını hatırlatmak istemem. Ve bu filmde de böyle bir kullanım var. Ve hatta bir ilerisi desem? O renk kameraya da sıçrıyor.

Birileri böyle bir film yapmış, insanlar canlı canlı çekiç, bıçak, kerpetenle deşiliyor, birinin kıçı öbürünün ağzına zımbayla birleştiriliyor, ilk yiyenin dışkısı sırayla en arkadakine kadar gidiyor (10 kişi var), gitmezse müshil vermek suretiyle iletim sağlanıyor, bu arada her yer (kamera dahil) kan ve dışkı oluyor, yetmiyor en arkada kıçı açıkta durana (belki tüm kırkayağa) penisine demir tel dolamak suretiyle tecavüz ediyor, hamile kadın kanlar saça saça doğum yapıyor ve bebeğinin kafasını ayağıyla eziyor ve ben herkesin birbirinin ağzına sıçtığı bir ortamda kameraya bok sıçradı diyemiyorum?!

Kameraya sıçrayan kan üzerinden bir tespitim olmuştu Ironclad yazımda ve hatta Hostel 3’le de teyit etmiştim. Onlar temizlemiyordu sıçrayan kanı ve sahne öyle devam ediyordu. Ve bence şunu hatırlatmak istiyorlardı; bu izlediğiniz bir film. Bu filmde ise pislik kameraya sıçradığında çok kalmıyor ve böyle olunca da seyirciye ‘bok atılıyor’ havası veriliyor diye düşündüm. Yani böyle bir filmi izleyen normal olamaz demek gibi.

İlk filmde o 3 kişi nasıl oynamayı kabul etmiş düşüncem bu filmde 10 kişi nasıl kabul etmişe dönüştü. Ve hatta ilk filmde kırkayağın ortasındaki kız daha da oynamaya devam etmiş ve bunda kırkayağın başını oluşturmuş. Çok acayip. 2 Girls 1 Cup’dan beri midem bu kadar bulanmamıştı.

Not: Alman doktorun olduğu başlangıç filmine Josef Mengele esin kaynağı olmuş.

Not 2: Filmin yönetmeni Tom Six, üçüncü Human Centipede’i çekiyormuş. Bazı kırkayak türlerinin 750 bacağa kadar ulaştığı fikrinden yola çıkarak öyle bir şey dener mı acaba diye düşünmeden edemedim. Ve aklıma Spencer Tunick’in eserlerinin kan ve pisliğe bulanmış hali geldi.

Not 3: Puan verme kısmında tarafsız olunmalı ve ne hak ediyorsa o verilmeli diye düşünüyorum. Filmin insanın midesini bulandırıyor olması onu kötü bir film yapmıyor, aksine başarılı olduğunu gösteriyor. Yine de ben duygularıma kapılıp düşük bir puan ya da mantığımdan yola çıkıp yüksek bir puan veremeyeceğim. Sadece izlemeyin deme hakkımı kullanmak istiyorum bu seferlik.

One thought on “The Human Centipede

  1. […] Alıkoyma ve işkence yapma ilk olarak Misery’i çağrıştırsa da, sonra iş daha çok Human Centipede’e doğru yol […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.