The Flowers of War (2011)

Sometimes the truth is the last think we need to hear.

The Flowers of War, 1937 yılında Çin’in o zamanki başkenti olan Nanking’in Japonlar tarafından işgal edilmesini ve bu işgalle birlikte gelen katliam ve tecavüz olaylarını bir Amerikalı gözüyle anlatan bir film. Tabi ki çok önemli bir ayrıntı; Amerikalı kahraman bu hikayede.
Bütün insani duygularımdan arınıp tarafsız bir gözle yazmaya çalışıyorum ve gerçeken zorlanıyorum aklıma film geldikçe. Bir kere ajitasyon yönü çok ağır basıyor ve ne kadar uğraşsam da izlediklerimi unutamıyorum. Başka bir yönden yaklaşacağım filme, evet bu tarih, evet savaşta her şey mübahtır evet bunlar gerçekten oldu, evet bu vasıtayla alıştırılıyoruz? Yani neyin gerçekten ‘kötü’ olduğunun herkes tarafından bilindiği bir dönemde yaşıyor olup da, benzer durumlarda kalınca (savaş) aynı şeylerin tekrarlanmaması gerekmez mi? Bu yüzden işte filmler vasıtasıyla ‘ileride olabileceklere’ alıştırılıyoruz diyorum.
Bu türe girebilecek ilk hatırladığım film Casualties of War’du ki, uzun süre etkisinden kurtulamamıştım. O filmi ayrı bir yere koyuyorum çünkü her ne kadar aralarından biri vasıtasıyla hepsinin de vijdansız olmadığını belirtse de Amerikalıları genel olarak kötü göstermişti.
Japonların Nanking’i işgali sırasında, Winchester katedraline sığınan bir grup öğrenci, bir grup fahişe ve onlara sahip çıkan bir Amerikalı (Christian Bale) üzerinden insani duyguların sorgulandığı filmde şahit olduğumuz fedakarlıklar uzun süre akıldan çıkmayacak nitelikte. Herkesin sadece hayatta kalmayı düşündüğü bir ortamda geçen filmde, canı pahasına tercih yapmak zorunda kalan insanların veriliş şekli çok düşündürücü.

Japonların katıksız kötüyü temsil ettiği filmde, bir yerde Japon komutanın The Pianist’te Adrien Brody’e yardım eden komutan gibi iyileştirilmesini gördüğümde rahatladım. Demek ki aralarından biri dahi olsa insancıl olabiliyormuş diye düşünürken.. gerisi spoiler!
Geling Yan’ın 13 Flowers of Nanjing romanından uyarlanan filmin yönetmen Yimou Zhang. Zhang’ı, İngilizce isimleriyle, Hero (favorim), House of Flying Daggers ve Curse of the Golden Flower’la hatırlayacağız.
Uykulu Kuytu Puani: 4The Flowers of War bu hafta gösterime giren filmler içinde en iyisi. Duygularınızın yoğun bir şekilde sömürülmesine hazırlıklı olun ve mendille gidin. “Spartaküs benim” modeli sahnelere bağışıklık kazanmış olsanız da, savaşın acımasız yönü ve yapılan fedakarlıklar boğazınızda düğümlenecek.

Not: Yine 2011 yılına ait olan ve Bosna savaşını konu alan In the Land of Blood and Honey filmi aklıma geliyor, ama onda ajitasyon dozu iyi ayarlanmıştı.

Not 2: Amerikalılar şu Atom Bombası üzerine bir gün bir film çekerler ve kendilerini melek gibi gösterirler mi diye merak ediyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.