The Best Exotic Marigold Hotel (2011)

Have we traveled far enough that

we can allow our tears to fall?

Emekli bir grup İngilizin yolu Hindistan’da, egzotik Marigold Otel’de kesişir. Buraya gelmek için her birinin ayrı bir sebebi vardır. Evelyn (Judi Dench)’in Londra’daki dairesi satışa çıkmıştır, Muriel (Maggie Smith) her ne kadar yabancıları sevmese de ameliyatını hemen olabilmek için, Douglas ve Jean (Bill Nighy ve Penelope Wilton) kızlarının paralarını bir işe yatırması yüzünden, Graham (Tom Wilkinson) ilk aşkının peşinde, Madge (Celia Imrie) zengin bir koca bulma umuduyla; Norman (Ronald Pickup) antropozun yarattığı birini götürsem isteğiyle orada bulunmaktadırlar.

Her birinin ismini tek tek yazdım çünkü saygıyı hak ediyorlar ve bu filmdeki doğallıkları takdir edilesiydi. Bu arada Slumdog Millionaire’den hatırlayacağımız Dev Patel (Sonny)’de otelin sahibi rolündeydi.

Benim en çok hoşuma giden, belli bir yaşa gelmiş olmak yeni şeyler öğrenmeye kapatır ya insanı, filmin bunun tam tersini vermesiydi. Her birinin anlayacak bir şeyi varmış ve bu anlamalar çok ince detaylandırılmış. Sanki kaybedecek zaman yok bir de bu açıdan bakın demek gibiydi.

Judi Dench’e hastayım özellikle Iris’den beri de bu filmde Tom Wilkinson karakteri beni çokça düşündürdü. Onun canlandırdığı Graham, gay ve bunu öylece rahatlıkla konuşabiliyor. Belli yaşın üstünde insanların gay olduklarını açıklama filmleri artışa mı geçti bana mı öyle geliyor onu düşünüyorum. Yani gençlerde okeydi de bu sanki yeni gibi. 2010’un filmi Beginners’da da vardı benzer bir durum. Bu konuda beni en çok etkileyen Robin Wood’dur. Hitchcock Sineması isimli kitabını okurken, kitabın giriş kısmında neredeyse 100 sayfa kendini anlatıyordu. 50 yaşına geldiğinde evli 3 çocuklu ve gay olduğunu fark ediyordu. Sonra bir erkekle ilk ilişkisi falan ben neden bunları anlatıyor diye düşünmüştüm. Sonra anladım, Hitchcock’u anlamaya çalışmak demek aslında kendine bakmak kendini anlamak demekmiş. O dönem ben de hayatımda çok radikal kararlar almıştım hatırlıyorum.

Şimdi bunu niye anlattım, çünkü kendimize çok az bakıyoruz, sanki her şeyi halletmişiz biliyormuşcasına kapatıyoruz. Oysa ki yaş kaç olursa olsun bu hayatta anlayacak şeylerimiz var. Bu yazdıklarımdan sonuç olarak cinsel tercihlerimizi gözden geçirelim çıkmasın ama geç olmadan karakterimize de bir bakalım. Ben her doğum günümde şu soruyu sorarım ‘Bu hayatta ne anladım?’ Ve şayet cevabım değişmiyorsa anlamam gerekeni anlayana kadar yalnız kalırım. Bunun için bazen hayatımdaki herkesten uzaklaşmam gerekir. O cevabı bulana kadar..

Filmde 3-4 kere Kipling’in şu sözü geçiyor:

“Everything will be all right in the end. And if it’s not all right, It’s not yet the end.”

(Her şey sonunda yoluna girer. Girmezse şayet, daha işin sonuna varılmadı demektir.)

Kadro tecrübeli olduğu için filmi de güzel götürmüşler. Demek istiyorum ki bu oyunculara çok da şöyle rol yapsan iyi olur demeye gerek yok. Aynı zamanda düşündürücü ve bolca güldürmeyi başaran bir film olmuş.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.