If Only (2004)

How can you love someone
so much and not know how…
how to love?


Geçen hafta çok tatlı bir bayanla tanıştım ve filmler üstüne konuşurken bana If Only’i önerdi. Zaten eksiğim var bu romantik filmlerde hemen bir kenara not aldım. Asıl beni etkileyen ‘O filmdeki gibi bir aşk yaşamak isterdim’ demesiydi.

Ian (Paul Nicholls) o kadar işkoliktir ki güzel sevgilisi Samantha’ya (Jennifer Love Hewitt) yeterince vakit ayıramamaktadır. İşkolikliğin dışında biraz da öküzlüğü de var tabi. İş kaybetme korkusuna dönüşünce değişmeye karar verir. Burada devreye giren kaybetme korkusu deneyimlediği bir déjà vu sonucu Samantha’nın ölümünü görmesidir. Ve Ian dört dörtlük bir erkek olur.

Filmin sonunu anlatmayacağım ama keşke iyileşmeseydi Ian diye düşündüm. Ve bir de kızların gerçekten düşünceli erkeklere ne kadar hasret kaldığını. İzlediğim benzer filmleri de düşündüm tabi. Fikir A Christmas Carol, Groundhog Day gibi filmler aşk üzerine nasıl olurdu gibi birşeyden çıkmış herhalde. Onlarda da başrol oyuncumuz düşüncesiz ve bencildir, birinde hayaletin geleceği göstermesi, diğerinde bundaki gibi aynı günü yaşaması bu filmde de “kesin şöyle olacak” şeklinde yorumları kaçınılmaz kıldı. Filmin başından beri pek çok şey tahmin edilebilirdi benim için.

Çok beğenmedim uykulukuytu, belki çok inanmadım, o yüzden.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.