Hell (2011)

Dear Sun, dear Earth,

We’ll never forget you. Amen.

 


Hell güneşteki patlamaların harabeye çevirdiği dünyada geçen bir kıyamet sonrası filmi. Temel ihtiyaçlarını karşılamak için öldürmeyi geçtim, yamyamlaşan insanların olduğu bir film.

Hell diyince akla cehennem geliyor ama aslında Almanca’da parıltı demek. Bir Alman filmi olmasının altını çizmek istiyorum. Çekimleri Almanya ve Fransa’da yapılmış. Aklıma bu türe girebilecek başka filmler de geldi ama Hell’in kurgusunu daha başarılı buldum belirteyim. Sebeplerini açıklayacağım tabi.

Şimdi, bir çok filme esin kaynağı olan Plainfield İblisi lakaplı Ed Gein’i biliriz. Onu en çok Psycho’ya ilham vermesiyle hatırlarız. Ed Gein aslında onu seri katil yapmaya yetecek kadar cinayet işlememiştir ama bilinen her iki cinayeti de tüyler ürperticidir. Neredeyse Psycho’daki Norman Bates’in annesinin cesedini sakladığı oda gibi bir odaya sahiptir. Bu odada aynı zamanda kurutulmuş insan derilerinden bir takım kıyafetler de mevcuttur. Bu arada annesinin baskıcı ve baskın kişiliğinin onun psikolojisini böyle etkilediğini söylemeye gerek yok. Ed Gein’in ilham verdiği bir diğer karakter ise The Texas Chain Saw Massacre’deki Deri Surat’tır. Texas Chainsaw’un etkilendiği bir diğer olay 16. yüzyılda İskoçya’da mağarada yaşamış olduğuna inanılan Sawney Bean klanıdır. Her ne kadar bunun gerçek olmayan bir hikaye olduğu iddia edilse de, yamyamlığa ek olarak ensest üremeleri ile dikkatleri çekerek The Texas Chain Saw Massacre, Hills Have Eyes ve Wrong Turn gibi filmlere ilham kaynağı olduğu düşünülmektedir.

Bu filmleri Hell ile kıyaslayacağım şimdi. Her üç film de bize benzeyen insanların bir grup cannibalin eline geçmesini konu alıyor ve belki bir de ensest ilişkileri. Bu ailelerin ortak özelliği aile reisinin çocuklarını medeniyetten uzakta ve kendi kurallarıyla kendi yarattığı sistemin içinde yanlış yolda yetiştirmesi. Her üç filmde de zaman yakın zaman. Yani bir yerlerde hayat devam ediyor hissi oluşuyor insanda.

Hell’de ise zaman uzak bir zaman ve burada aile reisi olan anne, belki çocuklarını hayatta kalma dürtüsüyle yanlış yönlendirmiş ama üremenin bilincinde ve ensestten yana olmayan bir tavır içinde.

Hell’i diğer filmlerden ayıran en önemli özellik çekim teknikleri bence. Yani o güneşin yakıcılığını iliklerimize kadar hissediyoruz ve bütün film boyunca o kıyameti yaşıyoruz. Ve bir noktada hayatta kalma savaşının içine çekilince herşey mübah oluyor. Burada devreye giren cannibalism böylece normalleşiyor ve seyirciyi rahatsız etmiyor. Diğer bazı filmlerde bu işin suyunu çıkarmaları beni oldukça rahatsız etmiştir. Neredeyse komedi filmi tadında karakterler, abartı oyunculuklar, tamam kült olabilirler ama inandırıcı değiller.

Hell’de beğendiğim bir diğer unsur da oyunculuk. Marie. kız kardeşi Leonie, erkek arkadaşı Philip ve yolda tanıştıkları Tom’u ve hatta Micha’nın annesini çok beğendim.

Bu tür filmlerde, şartlar ilkelleştikçe insanların değer yargılarının ve motivasyonlarının değişmesi ve pek tabi ki frontal cortex’in kontrolü gevşetip kertenkele beyin güdümlü davranışa geçildiğini görüyoruz. Ama filmde özellikle Marie ve Tom sahip oldukları değer yargılarını korumaya çalışıyorlar. Ve şunu düşündüm, eğer gerçekten sonumuz gelecek olsa aynı bu filmdeki gibi insanların karakterleri çıkardı ortaya. Yani çok değer verdiğimiz gözümüzde çok büyüttüğümüz birinin ödleğin teki olduğunu anlamamız an meselesi olurdu.

Not: Film Mad Max’i de akıllara getiriyor.

Not 2: Hell 6 hafta sonra gösterime girecek, bizim için farketmez Amerikalılar gibi altyazı okuyamayan bir millet olmadığımızdan keyifle izleyebiliriz.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.