A Cat in Paris (2010)

I’m not that easy to catch!


Paris’e gidip de büyülenmeyen çok az insan vardır, hele bir de o güzel binalara bakarken kaybolmak, insanın Peter Pan olası gelebilir, bana öyle olmuştu en azından. A Cat in Paris bir kedinin hikayesi gibi duran aslında dışında (içinde) daha ciddi sorunlara parmak basan bir film. Kedimiz Dino, gündüzleri başka geceleri başka bir hayat sürmektedir.

Spoiler!!! Göster

Bu arada öyle binaların üstünde seke seke, Paris’in tadını çıkara çıkara gezer. Yalnız da değildir aslında, bu arada iyi-kötü doğru-yanlış bildiğimiz her şey sorgulanır film boyunca. Biraz bu noktada çocuklara iyi örnek olması yönünden zayıf kalmış film kanımca. Oscar’a da aday olmuş ya neyse, uzun uzun yazacağım günü geldiğinde o konudaki düşüncelerimi.
Kedisi olanlar bilir, en azından benim gibi bir özgür ruhlu kediye sahipseniz, öyle merak eder durursunuz gün içinde nereye gidiyor bu kedi acaba başka evleri de var mı diye. Benim Ponyo’mun kesin birden fazla evi var çünkü bazen sokakta rastlaşıyoruz ve tanımamazlıktan geliyor beni. Ama sanırım en güzel yemekleri ben alıyorum ona o yüzden benden vazgeçmiyor. Bir de havalar soğuk şimdi, her gün evde.
Bu film en iyi animasyon filminden aday Oscar’a. Fransız animasyon filmleri daha önce de aday olmuştu. İlk The Triplets of Belleville‘le iki dalda aday olmuştu; en iyi animasyon filmi ve en iyi şarkı dalında. Daha sonra Persepolis‘le aday oldu ama ikisinde de alamadı. Son olarak da The Illusionist‘le aday oldular ama hiçbirinde alamadılar. Ne diyim, bu da çok Oscar’lık olmamış ama olsun, o Fransızlar’a has dünya mevcut filmde.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.