Flatliners (1990)

Amygdala

Rachel: Everything we do matters!

Kişisel Not: Flatliners benim hayatımda çok önemlidir. Lisedeyken hayatımın önemlisi beni telefonla arayıp bir cümle söylemişti. Neden dediğimde de Çizgi Ötesini izledim biraz önce demişti. Ben de bekledim filmin bulunduğum şehre gelmesini. İzledim. Bir kere. Neden öyle dediğini sormadım, soramadım.

Madem loop filmlere takıldım, olmazsa olmazdı bu film. Loop’un sonu olmasını umuyorum.

Bu filmde sorgulanacak çokça şey var. Ama önce konuya bakmak lazım. Konu kalıyor ya akılda, yıllarla neyi sorguladığımız değişiyor. O zaman sebebimi arıyodum, bu defa sebebini.

Film beş tane doktor adayının ölümü deneyimleme çalışmalarını ve bu esnada gördükleri şeyleri bu dünyaya taşımalarını konu ediniyor. Edinmek kelimesini kullanıyorum çünkü bu bir insan tarafından deneyimlenmemesi gereken şeylerden biridir. Ya da deneyimledin, sonuçlarına katlanacaksın olayı. Ya da Tanrıcılık oynamak?

Filmde bu durum dine göndermelerle veriliyor zaten. Sondaki Prometheus tablosu da o kısmı açıklıyor, her ne kadar klişelere çok takılmasam da bazen gözümüze sokulabiliyor o zaman insan yazma gereği duyuyor. Belki son cümlemde işime yarar diyorum bu durum.

Zaman filmlerinin dışında olduğunu söylemiştim daha önce loop filmlerinin. Geçmişte takılı kaldığımız ve bizi rahatsız eden bir döngü yaşamamıza sebebiyet veriyor sadece. Ve korkularımıza parmak basıyor, bazen hiç hatırlamadığımız ya da kendimizde olduğunu hiç bilmediğimiz korkularımıza.

Bundan önceki loop filmlerimde suçlanma korkusu ve güvensizlik korkusu hakimdi geçmişe yolculuklarda. Bunda hepsi var, ve farklı hayatlarda. Ağırlık suçlanma korkusunda.

Filmde dört ayrı karakter ölüm sonrasını deneyimliyorlar. Dört ayrı yazmak gerekir bu durumda. Her bir deneyim kendine özel ve ayrı ayrı sorgulanması gerekince.. Ve bu hayata taşındığı bilinince..

Rachel: 5 yaşındayken babasının ölümüne sebep olduğunu düşündüğü için ölüme yaklaştığında o an geliyor aklına. Karanlıkta bi yerde tuttuğu ve belki de unuttuğu ve derinden suçlandığı an. Yüzleşene kadar geliyor o görüntü. Yüzleştiği an, babasının da kendini suçladığını ve o yüzden intihar ettiğini anlıyor.

Kendimizi en çok suçladığımız anlar aslında karşımızdakinin de kendini en çok suçladığı anlar mıdır?

Nelson: 10 yaşındayken bir çocuğun ölümüne sebep olduğu için kendini suçluyor. Çocuğun da onu suçladığına inandığı için bu dünyaya taşıyor. Kendini böylece o günde, yaşadığı bugünde cezalandırıyor. Her gün yüzleşiyor. Ve sonunda kendini bırakıyor. Yüzleştiği anda döngüden çıkıyor.

Döngüden çıkmak için mutlaka yüzleşmek mi gerekir?

David: Çocukken zenci bir kızla dalga geçtiği için kendini suçluyor. Ve bunu hatırlayınca gidip, bulup özür diliyor.

Gidip bulup özür dilemek mi gerekir?

Joe: Çokça kızın hayatına girip onları gizlice videoya kaydederek bir güvensizlik örneği sergiliyor. Cezası nişanlısını kaybetmek. Diğer kızlar yok. O ne yaptığını henüz bilmiyor.

Kendimize verdiğimiz cezaların ağırlığı anlamak mı?

Yani demek istiyorum ki, karakterimize göre mi acı çekiyoruz? O zaman bu da herkes için olmayan diğer oluşumlardan biri. Güçlü karakterler ya da güçlenen karakterler böyle mi oluşuyor? Her bir hatayı sorgulayarak.. Geriye dönüp bakarak.. Atlamayarak..

Joe hariç hepsi kendini cezalandırıyor bir şekilde. O daha anlayacak. Giden sevgilisine üzülmede henüz.

Benim anladığım bu suçlanmaların, birinin hayatında en kötü insan olduğumuzu düşündüğümüzde ortaya çıktığıdır. Bu kişi hayatınızda en az gördüğünüz kişi de olabilir, en değersizi de. Sadece pişmanlıklarınıza baktığınızda akla geliyor olması onu önemli yapar mı?

Egonun bu işte parmağı olduğu kesin. O olmasa daha iyi bir insan olmamızı engelleyen o pişmanlıkla bu kadar uğraşmazdık herhalde. Peki pişmanlıklar sevgi midir? Ya da sevgi pişmanlık mıdır? Bunun da birlikte sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Suçlanma, suçlanma, suçlanma..

Bu hayata taşıdığımız kesin, hatırlayınca.. Filmden anladığım kadarıyla bir ömür sürebiliyor bu durum.. Yine filmden anladığım kadarıyla ve aklımda kalan sorularla..Ve doğru sıralamayla..

Gidip bulup özür dilemek mi gerekir?

Döngüden çıkmak için mutlaka yüzleşmek mi gerekir?

Kendimizi en çok suçladığımız anlar aslında karşımızdakinin de kendini en çok suçladığı anlar mıdır?

Kendimize verdiğimiz cezaların ağırlığı anlamak mıdır?

Aslında,

Şayet bilebilirsek suçladığımızı düşündüğü için kendini suçlayan birinin suçlanmaması için kendimizi suçladığımız suçlamaları bitirmek gerektiğini, suçlanmayız ve suçlamayız daha fazla galiba..

Ve bu pişmanlık değildir.

One thought on “Flatliners (1990)

  1. […] Flatliners (1990) […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.