Triangle (2009)

Sisyphus

Jess: “Don’t talk to me about my world.”

Zamanda bir yerde takılırsan, böyle loopa girersin işte. Dön dur şimdi!

Triangle, benim bakış açımla bakılınca bir önceki yazım olan Timecrimes‘la benzer özellikler taşıyor. Bu filmde de suçlanma korkusu karşıma çıktı. Bu sefer anne olan bir kadın kahramanımız var. Jess.

Her ne kadar benim için üzerine kitap yazılacak bir film olsa da, fikirlerimin sanırım bir çoğunu kendime saklayacağım. Aslında saklamak gibi bir niyetim yok ama henüz dağınıklar. Belki bir gün toparlarım ve yazarım.

Kısaca konusuna değinecek olursam, bir annenin otistik çocuğunu kurtarmak uğruna defalarca aynı sahneleri yaşaması, defalarca kendiyle yüzleşmesi ve defalarca kendini ve arkadaşlarını öldürmesi. Başarısız olması. Ve her seferinde zamanı başa alarak tekrar tekrar aynı olayları yaşaması.

Böyle bakınca bir şey göremiyorum, böyle bakanlar da ancak fedakar bir anne görebilir kanımca. Ama aslında (çok bence) durum bu değil. O yüzden konuya tekrar bakacağım.

Otistik bir çocuğa sahip olmak, her gün onunla aynı şeyleri yaşamayı getirir. Bir süre sonra durum öyle bir hal alır ki, bir bakmışsınız siz de otistik olmuşsunuz. Bu içinden çıkılmaz bir döngüdür, sadece kendinize değil çevrenizdekilere de zarar vermeye başlarsınız. Onların sizi anlamayacaklarını bildiğiniz için kırabilir, zarar verebilirsiniz. Çocuğunuz için, şikayet etmeye ya da değiştirmeye hakkınızın olmadığını düşündüğünüz bir hayat için. Ama bir de, çocuğunuza da zaman zaman zarar verebilirsiniz ve her gün kendinize söz verirsiniz; yarın daha iyi bir anne olacağım diye. Peki yarın olabilir misiniz?

Dışarıda bir hayatın olduğu, dışarının özgürlük demek olduğunu sadece martı gösterince anlaşılıyor, ama kadın anlamsız bakıyor. Anlamıyor çünkü. Dedim ya, öyle bir seçeneği yok.

Triangle’ın açılış müziği bir lullaby. Hemen aldı götürdü beni Rosemary’nin Bebeğine. Bence dünyanın en önemli filmlerinden biri o, ve açılışta bir lullaby.

Her ne kadar Rosemary’ye bu bakış açısıyla bakmasam da, birçok çevre Rosemary’nin Bebeği için bir annenin korkularının rüyası yorumunu yapmıştır. Konu film bu değil biliyorum ama bu filmle bağlantılı olduğu için yazıyorum.

O açılışta o müziği duyunca bunun bir annenin korkuları üzerine kurulu olacağı fikri geldi aklıma ve tabi ki filmi öyle izledim. Öyle izleyince de ben looplara korkunç ya da ölümden kaçma, ya da çocuğunu kurtarma diye bakamadım.

Kendini kurtaramıyor sadece kadın. Öyle bir döngünün içine girince kaybolmuş sadece. Kimse ona yardım edemiyor, kimse onu anlayamıyor, kendiyle yüzleşmekten kaçıyor. Biraz birşeyler hatırlamasının, herşeyi hatırlayamamasının sebebi, sürekli aynı şeyleri yaşayınca geçekliğin anlamını kaybetmesi. Ya da belki şöyle söylemek daha uygun olacak; beyin düşünmeden hareket etmeye başladığında, otomatik pilota bağladığında gerçekten düşünmeyiz. Sadece yaparız. O yüzden de hatırlamayız. Sürekli tekrar eden olaylar bir gün gelir unutmamıza sebep olur. Biliriz sadece yaşadığımızı, ama yüzleşene kadar hatırlamayız ne yaşadığımızı.

Onunki de böyle bir durum işte. Bir de kendini suçladığı için hatırlamıyor olması da var tabiki.

Kötü olduğunu düşündüğümüz bir şeye sebep olduğumuzda kendimizi suçlarız. Ve kendimizden kaçarız. O kadar kızgınızdır ki, birşeyleri kırıp dökebiliriz. Bunu rüyalarımızda da yapabiliriz, gerçek hayatta da hayal edebiliriz. Öldürmeyi. Sadece kendimizi öldüremeyeceğimizi, kendimizle yüzleşmeden bu döngüden çıkamayacağımızı, kaçmanın nereye kadar olduğunu anlamamız gerektiğini geç anımsarız. Böyle durumlarda yüzleşmemek için sadece acı vermeyi bilebiliriz, kendimize.

Acı veriyor ve anımsayamıyor o da işte. İşte döngü bu. Değiştiremeyeceğini bile bile defalarca yaşıyor aynı sahneyi. Defalarca öldürüyor kendini gene de çözüm olmuyor.

Dedim ya korkunç bir suçlanma içinde. Nasıl olmasın ki, neye elini atsa kötü bir şeye dönüştüreceğini biliyor. Belki de en baştan beri biliyor. O yüzden de uzak kalmaya çalışıyor. Olumsuz düşünürsen olumsuzu da getiriyorsun bütün hayatlarda, o da orada işte. Aslında hepsi kendi yaratımı. Hak etmediğini düşündüğü için o hep kötü sonuçlanacak senaryoda kalmayı seçiyor. Çünkü hep öyle olmuş. Ve öyle de oluyor.

Not: Bu film bu kadar değil aslında, bunu diğer loop filmlerle birlikte tekrar incelemek üzere kenara ayırıyorum.

2 thoughts on “Triangle (2009)

  1. […] Kapsül (Primer), Suç Zamanı (TimeCrimes/Los cronocrimenes), Zaman Haydutları (Time Bandits), Triangle, Rastlantının Böylesi (Sliding Doors), Göl Evi (The Lake House), 12:01, Yaşam Şifresi (Source […]

  2. […] önce yazdığım Triangle yazımda bir annenin korkuları kaleme alınmış demiştim. Proxy için de aynı şeyi […]

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.