Primer (2004)

Fail-Safe

Aaron: I’d onIy do it if I knew that…no one wouId find out or get hurt. Like, I wish that there was a way that I couId do it…and then I go back and teII myseIf not to. Because I just want to know what it feeIs Iike.That’s aII, reaIIy.

Zaman yolculuklarının en kötü yanı birşeyleri yüzüne gözüne bulaştırmak olsa gerek. Primer da bana bunu hissettirdi. Bir de son 24 saatimi bu filmi düşünmeye hacamam ve hatta rüyamda bile izlemeye devam etmem ve hatta sabah acaip mutsuz ve ağlamaklı 6’da uyanıp tekrar izlemek istemem sanırım neyin içinde olduğumu anlaşılır kılacaktır.

Konudan biraz bahsetmekte fayda var sanıyorum. Ya da ben ne anladıysam ondan bahsetmekte…

4 mühendis, eşyaların ağırlığını değiştirmek üzere bir buluş yapmaya çalışırlarken, 2 tanesi farklı bir şey buluyor. Bir nevi zaman makinası. Bildiğim diğer zaman makinalarından farkı, hangi zamana giderse kendini kutuda o kadar bekletmek zorunda olması. Ve giden de kendisinin klonu gibi birşey oluyor. Yani bir nevi kendi makinada, klonu dışarda durumu. Böyle anlatınca gözüme çok basit gözüktü allah allah..

Bu tabi filmin anlatısı içinde bu kadar kolay anlaşılamıyor. Zaten mühendislik zor iş, bir de normalde kimse onları ve kafalarındaki düşünceyi anlayamaz olayı filmde olağan bir biçimde, bilmediğimiz terimlerle, kendilerini kendileri anlayamazken başkalarına ne hacet şeklinde veriliyor. O noktada koparıyor zaten kendini seyirci. Sanırım yönetmenin yapmaya çalıştığı da bu. Baştan itibaren filmin dışından bir anlatıcının konuşması bile (ki bu özel bişeydir) soru işaretlerini yok edemiyor.

Zamanla bir kere oynamaya başladığınızda beyniniz de o eksende ve kendinizce çalışmaya başlıyor. Bunlar başta direk para için kullanmaya başlıyorlar zamanı. Duygusal yönleri geri planda olduğu için iş oraya pek gelemiyor. Sonra bir loopun içine giriyorlar ve kaos. Düzeltme yolu yine zaman makinasıyla. Herşeyin o kadar mekanik düşünülmesi doğaları gibi sanki. Yani neredeyse birinin kolu koptuğunda leğim yapar bunları çok yoğun hissettim.

E tabi, göz bir türlü doymayınca, hayat karman çorman bir hal alıyor. Geriye, daha geriye, en geriye derken film bitiyor.

Bu filmdeki zaman yolculuğu bana şunu düşündürdü.

-Zamanda geriye dönüp birşeyleri düzeltmeye çalışırken daha beter bir hal alıp kaybolmamıza sebebiyet verebiliyor.

-Kendimiz yaşamalıyız herşeyi. Bu kötü bir deneyim bile olsa, merak içinde kalıyor insan, o duygu, o kaçırdığımız her neyse kendimizi kendimizden kıskanır hale gelebiliyoruz. Merak doğamızda var zaten. Ben bilmiyorum, öbür ben biliyor?? Kötü bir duygu.

E tabi bir de kendiyle yarışan arkadaşına ne yapar durumu da söz konusu…

Dedim ya duygusal ilişkilere bir mekaniği varmış gibi bakınca error veriyor. Herşeyi başlatan Abe Terger.

Sonuçta ben bu filmi 24 saat içinde 2 kere izledim, ve hala  da mutsuzum. Loop’a girersem ve beynim o eksende çalışmaya başlarsa yorulabiliyorum bunu anladım.

Herkes için değil!

2 thoughts on “Primer (2004)

  1. […] Karısı (The Time Traveler’s Wife), Koş Lola Koş (Run Lola Run), Frekans (Frequency), Kapsül (Primer), Suç Zamanı (TimeCrimes/Los cronocrimenes), Zaman Haydutları (Time Bandits), Triangle, […]

  2. […] ayıran ve bir kısmına yaklaştıran içindeki döngü yani loop. Back to the Future, Timecrimes, Primer, Looper ve Triangle’da benzer döngüler konu edilmişti. Ama şu kadarını söyleyeyim, […]

Bir Cevap Yazın